Beyniniz hakkında 10 şaşırtıcı gerçek


Nisil 23, 2008 · Kategori: Teknoloji

İngiliz bilim insanları Sandra Aamodt ve Sam Wang, yeni çıkan "Welcome to Your Brain (Beyninize Hoşgeldiniz)" adlı kitapta beyin ve sinir sistemine yönelik gözden kaçırdığınız, bilmediğiniz ayrıntıları sıraladı. İşte bu ayrıntılardan bazıları...

Beynin farklı noktaları ayrı faaliyetler için kullanılıyor. (Grafik: New York Times)
1. Beyniniz, buzdolabınızın ampulünden daha az enerji tüketir

Beyin 12 watt gücünde enerji kullanır ki büyük boy iki muzdan elde edilecek enerjiye eşittir. Vücut ağırlığının sadece %3’ünü oluşturmasına karşın beyin bütün enerjisinin yüzde17’sini tüketir. Bu enerjinin büyük kısmı ise beynin bakım ve destek faaliyetlerine gider. Dikkatli ve yoğun düşünme esnasında harcadığınız enerji o kadar küçüktür ki fark edilmez bile.

2. Sık yaşanan jet-lag hafızaya zarar verebilir

Jet-lag sadece sinir bozucu olmakla kalmaz, eğer sık aralıklarla tekrarlanırsa beyin sağlığınıza zararlıdır. Sıklıkla kıtalararası uçuş yapan insanlar beyin hasarı veya hafıza zayıflığı yaşayabilirler. Muhtemelen bunun sebebi jet-lag sırasında çok fazla stres hormonu salgılanması ve bu hormonların beyin lobuna ve hafızaya zarar vermesidir.

Vardiya usulü çalışan insanlarda da benzer bir risk söz konusu olabilir. Çalışma saatlerinde sıklıkla meydana gelen değişiklikler, tıpkı sık yapılan uçak yolculukları gibi, strese neden olmakta bu da vücut ve beyin üzerinde hasar yaratmaktadır.

3. Gürültülü bir odada niçin telefon konuşması yapmak zordur?

Gürültülü yerlerde cep telefonuyla konuşmak zordur. Cep telefonunuz içinde bulunduğunuz odanın sesleriyle hattın diğer ucundan gelen sesleri karıştırmak suretiyle beyninizin işini zorlaştırmaktadır. Bu durumda beyniniz telefondaki arkadaşınızın sesiyle odadaki diğer sesleri ayırt etmekte zorlanmaktadır. Telefonunuzun mikrofonunu elinizle kapattığınız anda aslında içinde bulunduğunuz odadaki seslerin telefona girmesine engel olduğunuz için ses karışımına engel olmakta ve beyninizin işini kolaylaştırmaktasınız.

4. Video oyunları, aynı anda birden fazla işi yapabilmenize yardımcı olabilir

Dikkatinizi aynı anda birden fazla şeye yöneltebilme yeteneği pratik yaparak artırılabilmektedir. Bu konuda yapabileceğiniz pratik ise, pek çok hedefe ateş etmek zorunda kaldığınız bir video oyunu olabilir. Bu tür oyunlar dikkatinizi ekrandaki her alana yaymanızı gerektireceği için olayları çabuk kavrama ve çabuk reaksiyon verme konusunda egzersiz yerine geçebilir.

Tetris oynamak aynı etkiyi yapmaz çünkü tetris oynarken birden fazla noktaya aynı anda dikkatini yöneltmek yerine sadece bir tek parçaya odaklanmış oluyorsunuz. Ama bu şekilde bir düşünce tarzıyla çocuklara iyi bir örnek olmadığınızı da bilmelisiniz.

5. Beynin bir şaka merkezi vardır

Mizah denen şeyi tanımlamak zordur ama onu gördüğümüzde hemen tanırız. Mizahın tarifini yapmaya çalışan bir teoriye göre, mizah kendi içinde bir sürpriz unsuru içermelidir –bir sonraki cümlede ne olacağını bildiğimizi sandığımız halde esprinin kendisi bizi başka bir noktaya götürmelidir- sonra da vardığımız bu yeni noktayı önceden tahmin ettiğimiz noktayla karşılaştırarak yeni bir perspektif elde ederiz. Mizahın beynimizde algılanma şekli aşağı yukarı böyledir.

Fıkra anlatmanın ya da espri yapmanın bulmaca çözmekten farkı ise, günlük yaşamda her gün rastlamayacağımız türden ama kendi içinde tutarlı bir hikâyenin bulunmasıdır. Beyinlerinin ön lobu (bilhassa sağ lobu) hasar görmüş bazı hastalar, yapılan esprileri anlayamamaktadır. Genelde bunun nedeni, fıkra ya da espriye konu olan imajları yeni bir perspektifle değerlendirme aşamasında beynin normal fonksiyonlarını yerine getirememesidir. Bu türden insanlar, anlatılan bir fıkradaki hikâyeyi takip edebilir ama fıkranın sonunu nasıl bağlarsanız bağlayın asla komik bulmazlar.

6. O şarkıyı bir türü hatırlayamıyorsanız sebebi var

Bazen bir şarkı veya şarkının bir bölümü aklınıza takılır kalır, bir türlü hangi şarkı olduğunu hatırlayamazsınız. Çok sinir bozucudur gerçekten. Ama beynin ‘sıralı hatırlama’ ilkesi, hafızamızın işleyişi açısından özel ve kullanışlı bir göreve sahiptir. Her şeyi olay akışının sırası içinde hatırlamamız gerekir.

Herhangi bir kâğıda adınızı yazarken, sabahları çay demlerken veya akşam evinize dönerken hangi sokaklardan ve kapılardan geçeceğinize karar verirken bile beyniniz bu kurala göre çalışmaktadır.

Bu ‘sıralı hatırlama’ fonksiyonu sayesinde günlük işlerimizi sürdürebiliyoruz. Bir şarkının veya bir film repliğinin sadece bir parçasını düşündüğünüzde, beyniniz –anılarınızın arasında- bu bilgi parçacığını eşleştireceği bir olay dizini aramaktadır. Büyük ihtimalle beyniniz en sonunda bu parçacığı bulacak ve siz aklınıza takılan o şarkıyı hatırlayacaksınız. Ama eğer ‘aklınıza takılıp kalmış olması’ sizi rahatsız ediyorsa ve o anlık takıntıdan kurtulmak istiyorsanız, beyninize uğraşması için başka bir ‘sıra’ verin. Söz gelişi başka bir şarkıyı düşünün veya söylemeye çalışın. Muhtemelen beyniniz ‘dağınık hafıza kalabalığı’ içinde sizin yönlendirmenizle biraz daha kısa sürede sonuca ulaşacaktır. Umarız bu yöntemi denerken başka bir can sıkıcı şarkıya takılıp kalmazsınız.

7. Güneş ışığı hapşırmanıza neden olur

Parlak güneş ışığına bakan pek çok kişi hapşırır. Niçin böyle bir refleks vardır ve nasıl çalışır? Hapşırmanın temel fonksiyonu bellidir: sizin nefes yollarınızı rahatsız eden madde veya parçacıkların dışarı atılması. Hapşırmayı kontrol eden merkez beynin lateral medulla denilen bölgesindedir. Bu bölgenin hasar görmesi halinde hapşırabilme yeteneğimizi kaybederiz.

Hapşırma genellikle ‘rahatsız edici’ bir unsurun uyarısıyla tetiklenir. Bu uyarının beyinde ulaşacağı nokta ‘lateral medulla’dır. Bu bilgi beyne burnumuzdaki çeşitli sinirler vasıtasıyla iletilir. Bu sinirlerden biri de trigeminal sinirdir ve çok yoğun çalışan bir trafiğe aracılık etmektedir. Normalde parlak güneş ışığının yalnızca göz bebeklerinin küçülmesini tetiklemesi gerekirken burun kaşındırıcı impulsları ileten komşu bölgelerdeki nöronlar da aynı şekilde etkilenebilmekte. Gözbebeklerinin küçültülmesi sinyali bu nedenle bazen hapşırmaya neden oluyor.

8. Kendinizi gıdıklayamazsınız

Gıdıklanma konusunda duyarlı hastaları muayene ederken doktorlar hastanın elini kendi elleri üzerine yerleştirerek gıdıklanma hissine engel olurlar. Bu nasıl olmaktadır? Çünkü gıdıklanmaya ne kadar duyarlı olursanız olun, kendinizi gıdıklayamazsınız.

Bunun nedeni beynimizin etrafımızda olan bitenleri takip ederken pek çok hissimiz arasında en önemli olanları hissetmeye programlanmış olmasıdır. Mesela oturduğunuz sandalyeyi veya ayağımıza giydiğimiz çorabı –özellikle onları düşünmediğimiz sürece- hissetmeyiz ama omzumuza dokunan bir el hemen bizi irkiltecektir.

Beynin bu ‘hisleri ayırt etme’ fonksiyonunu sürdürebilmesi için bizim temasımızı başkalarının temasından ayırt etmeye yarayan bir sinyal üretmesi gerekmektedir. Bu fonksiyonu gerçekleştiren ise beyinciktir. Yaklaşık 110 gram ağırlığındaki bu organ, kendi eylemlerimizin yaratacağı hisleri tayin eden yerdir. Beklenen veya beklenmeyen reaksiyonları ayırt etme işi beyinciğe aittir.

Beyincikten gelen sinyallere göre, beyin bu hissin önemli olup olmadığına karar verir. Gıdıklanma hissi abartılmış bir refleks olmakla birlikte, eğer size dokunan gene size ait bir organsa, beyin bu gıdıklanmanıza değil, dokunduğunuz organdan (mesela elinizden) gelen hislere öncelik verecektir.

9. Esnemek beyni uyandırır

Esneme aktivitesini uyku hali veya sıkılmış olmakla ilişkilendirmemize rağmen esnemenin fonksiyonu uyandırmaktır. Esneme, daha fazla miktarda havanın ciğerlerimize dolmasına neden olacak şekilde kas gruplarını çalıştırır ve kanımızdaki oksijen oranını hızla yükselterek bizi uyandırır. Memeli hayvanlar ve kuşlarda da esneme vardır. 12 haftalık olmuş fetuslarda esneme olduğu gözlenmiştir.

Esnemenin, vücut tarafından tam uyanıklığa erişmek amacıyla başlatılan bir hareket olduğunu düşünün. Ve esnemek bulaşıcıdır. Odada bir kişi esnerse diğerleri de esnemeye başlar. Bunun nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, topluluk içinde birisi ‘uyanıklığa ihtiyaç duymuşsa’ herkesin ‘uyanık olması’ gerektiği şeklinde toplumsal bir içgüdüden kaynaklanıyor olabilir. Köpeklerin esnemesi, stresli bir durumda ‘rahatlatıcı’ etki yaratmaktadır. Köpekler esneyerek etrafındakileri ‘sakinleştir’. Huzursuzluk eden köpeğinizin karşısında esneyerek onu sakinleştirebilirsiniz.

10. İrtifa arttıkça beyin garip resimler görür

Pek çok dinin hikâyelerinde yüksek yerlerde görülen özel görüntüler anlatılır. Mesela Hz.Musa Sina Dağı’nda ‘yanan bir çalı’ görmüştü. Hz. Muhammed ise Hira Dağı’nda Cebrail’i gördü. Genelde anlatılan ruhsal deneyimlerde yabancı bir varlığın hissedilmesi (sesinin duyulması) bir şekil görme veya çeşitli ışık demetleri ve huzmeleri görüldüğü ve korku duyulduğu ortak olarak belirtilmiştir.

Buna benzer olgulara dağcılarda da rastlanır ki bunların pek çoğunun mistik kişiler olmadığını biliyoruz. Bunun nedeni genelde yerden yükseldikçe havadaki oksijen oranının düşmesi ve beyne daha az oksijen gitmesidir. 2 bin 400 metre yükseklik bu durumda bir sınır değer olarak kabul edilmektedir. Bu yükseklikten daha yukarı tırmanan dağcılar görünmeyen bir takım varlıkları hissettiklerini, kimisi ise yanlarındaki arkadaşlarının vücudundan ışık yayıldığını ve bazen sebepsiz yere korkuya kapıldıklarını bildirmişlerdir. Oksijen seviyesindeki düşmenin, beynin görsel ve duygusal sinyalleri kontrol eden bölümlerinde yavaşlama veya bozulmaya neden olduğu düşünülmektedir.

Bu bilgileri bir yere not etmenizde fayda var. Çok akıllı olduğunu iddia eden bir arkadaşınızı kızdırmak istediğinizde ona ‘beynini ne kadar tanıdığını’ sormak isteyebilirsiniz belki.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Eski DOS Oyunları


Haziran 12, 2007 · Kategori: Teknoloji

Youtube da videolara bakarken bir video'yu izledim ve birden eski günler aklıma geldi. Bu eski günler dediğim zamanlar, bilgisayarın Türkiye'ye daha yeni geldiği(3-4 sene bilemedin 5 sene), internetin olmadığı, sayılı kişinin evinde bilgisayarın olduğu, internet kafelerin peyda olmadığı, cep telefonlarının daha çıkmadığı ya da herkesin alamadığı zamanlar...1989-1990...

 

Bilgisayarda bir verinin bir yerden bir yere taşınması için daha o zamanlar ne dvd, ne cd var... Disket sürücüler kullanılıyordu. İşte o zamanlar gidip oyun çeken yerlere bu disketlere oyunlar çektirirdik. 1 disketlik oyunlar normal oyunlar, 2 disketlikler fena değil, 3-4 disketlik oyunlar baba oyunlardı. Bu oyunlar bir de sıkıştırılmış biçimdeydi. Bunları açmak için PKUNZIP ya da ARJ gibi dos programcıkları kullanılıyordu.

 

 

Şu anda bu oyunları hala oynayanlar var. Ama günümüzde erişilen teknoloji düşündüğümüzde oyun piyasasında nereden nereye gelindiği hakkında bir fikir elde edebilirsiniz. O zamanlar ekran kartları 512k, 1mb gibi değerlerdeydi. Şu anda benim bildiğim kadarıyla en son 512MB, 1 GB ekran kartları piyasada bulunmakta.

 

İşte bu oyunlardan bazıları(diskete çektirdiğim):

SPACE INVARDERS - Uzay böcüklerini ya da gemilerine ölüm

PONG - İlk Bilgisayar oyunu

Prince of Persia - Saraydan kız kaçırma oyunu

Tetrix - Tetris, kutu döşeme oyunu

Ski - Kayak oyunu

Raptor - Yine benim için klasiklerden bir uçak oyunu

Commander Keen 1 - Bölüm geçme

Chess - Satranç

Mario Brothers VGA

Lotus 3 - The Ultimate Challenge ( O zamanların vazgeçilmez araba yarışı oyunu)

Duke Nukem 3D

Doom - Bilmeyen var mı?

Wolfenstein 3D- Klasiklerden

Blockout - Klasiklerden

DX Ball - Klasiklerden

Pacman - Klasiklerden

Invaders 1978 - Klasiklerden

Dangerous Dave - Bölüm Geçme

Grand Theft Auto (Eski dos versiyonu, daha o zamanlar kuş bakışı oynanıyor)

Hocus Pocus (Çok sevdiğim bir bölüm geçme oyunu)

Lemmings (Solucanlar görevde...)

Ultima 1 - Klasiklerden

Ve daha niceleri...

 

Peki bu ekran koruyucuyu hatırlayanlarınız var mıdır?

Jonny Cast Away

 

ya da bunu,

Banja

 

 

Kullandığım Kaynaklar:

Google,

http://www.oldschooldos.com,

http://www.ken.mathiasen.hjem.wanadoo.dk/

 

 

Yorum (4) Yorum yaz!

Elektronik aletlere kablosuz şarj


Ekim 16, 2006 · Kategori: Teknoloji

Dizüstü bilgisayar, cep telefonu, MP3 çalar gibi elektronik cihazları şarj etmek için kullanılan kablolara gerek kalmayacak.

ABD'li bilim adamlarının geliştirdiği bir teknoloji, elektronik aletlerin kablo kullanmadan şarj edilmesini sağlayacak.
    
ABD'nin Boston kentindeki Massachusetts Institute of Technology (MIT) üniversitesinden bilim adamlarının geliştirdiği s
istem, metrelerce uzaktan çalışabiliyor.
    
Araştırmaya katılan bilim adamlarından Doçent Marin Saljacic, elektrik enerjisinin kablosuz nasıl iletilebileceğini uzun süre düşündüklerinde, birer fizikçi olarak, belirli bir frekansta enerji uygulandığında, cismin t
itremesine yol açan 'rezonans' olayını anımsadıklarını belirtti.
    
Aynı frekansta rezonans yapan iki cismin çok güçlü şekilde birbirlerine bağlandıklarını belirten Slojacic, "bir enstrümanda bir akort çaldığınızda, aynı akustikteki diğer enstrüman bu akordu alacaktır, gözle görünür şekilde titreyecektir" dedi.
    
Elektromanyetik d
algaların rezonansı

ABD'li bilim adamları, araştırmalarında akustik titreşimler yerine elektromanyetik dalgaların rezonanslarını kullandılar. Elektromanyetik radyasyon, radyo dalgaları, kızılötesi ve röntgen ışınlarıyla yayılıyor.
    
Araştırma ekibi, çalışmalarında, enerjiyi tüm yöne dağıttıklarından yeterli enerji nakletmeyen radyo antenlerinin ilettiği gibi elektromanyetik radyasyon yerine, 'uzun rezonanslı' denilen 'ışınımsal olmayan' bir sistem kullandı.
    
Henüz teori aşamasında olan, ancak bilgisayar modeli ve matematik verileri çalışan sistem sayesinde 3-5 metre uzaklıktan enerji transferi mümkün olabilecek.

cnnturk.com

Yorum (yok) Yorum yaz!

AA Pil ile çalışan uçak


Haziran 22, 2006 · Kategori: Teknoloji

Japonlar, günlük hayatta sıkça kullandığımız AA tipi pille bir uçak yapmışlar. Uçak havalanmış ve 59 saniye gökyüzünde kalmayı başarmış.

Uçağın uçabilmesi için 160 adet AA pil gerekiyormuş. Detaylar burda

 

AA Pille Çalışan Uçak - 1

AA Pille Çalışan Uçak - 2
Alıntı: bildirgec.org

Yorum (yok) Yorum yaz!

Osuruğun İç Yüzü


Ekim 17, 2005 · Kategori: Teknoloji

Osuruk Nedir?
Osuruk vücuttaki toksinleri atmanin bir yoludur.Mide ve bagirsaklarda biriken asiri miktardaki gazin baski yapmasi sonucunda osururuz.

Osuruklar ana olarak bes çesit gazdan olusur;
Nitrojen(N2),karbondioksit(CO2),hidrojen(H2),metan(CH2),oksijen(O2 )
Bunlardan metan patlayicidir.Yandigi takdirde mavi renk,güçlü bir alevi olur. Bunu kendi kiçinizda denemeyin...Tabi bunlar tek basina osuruga o kokuyu vermezler. Kokunun nedeni karbon(C) ve
sülfürdür(S).


Nasil osururuz?
Agzimizi her açtigimizda içeri hava girer ve döngü baslar. Tahmin edeceginiz üzere,içeri giren hava disari çikmak zorundadir. Bu durumda hava,sekiz metrelik bir sindirim tünelinden geçtikten
sonra disari çikabilir. Hava,önce midemize girer. Bu sirada hala sadece oksijen ve nitrojenden olusan havanin bir kisim oksijeni burada emilir, geri kalan mideden bagirsaga geçer. Fermantasyon sonucu ortaya çikan karbondioksit de birlesime katilir. Osuruga gürültülü,yüksek ve sulu sesi ile kokusunu verebilmek için bagirsaklarda protein ve karbonhidrat olmasi gerekir. Sindirim sirasinda bakteriler fermente olup kalan besinlere saldirir. Bu sirada diger gazlar üretilir. Bazi yiyecekler gaz yapar;lahana gibi selüloz açisindan zengin besinler, fasulye, mantar...

Çikmayan osurugum nereye gider?
Çikmak isteyen gaz içerde durmaz. Kaale almayabilirsiniz,bastirmaya çalisabilirsiniz, suçu baskasina
atabilirsiniz, ama eninde sonunda kokulu gerçek ortaya çikacaktir. Zaten osurmazsak vücudumuzdaki toksinler tekrar kana karisip bizi zehirler. Ayni zamanda da karin bölgesinde siskinlik ve agriya neden olur. Daha az osurugun sirri,yemek yerken konusmamaktir. Eger yemek yerken konusursaniz, gaz bir delikten içeri girecek ve bir baska delikten de disari çikmak isteyecektir.
:))) Çikarken ne oldugunu anlamadigin sey iste bu :)

 

Bu mesaji eger 5 kisiye gönderirsen fasulye yedigin zaman OSURMAZSIN

Bu mesaji eger 10 kisiye gönderirsen osursan da KOKMAZ

Bu mesaji eger 20 kisiye gönderirsen hayatta bir daha OSURMAZSIN

Bu mesaji eger kimseye göndermeden silersen hayat boyu durmadan OSURURSUN.

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::